Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

AKUPUNKTUR DERGİSİ . CİLT 12 .  SAYI 46-47 . YIL 2002 

AKU-ENERJİ

Baki DÖKME(*)

ÖZET

İnsanda mevcut olan enerji hastalık tedavisinde kullanılabilir mi? Dengesi bozulmuş, ya da bozulmaya yüz tutmuş akupunktur noktalarının tespit edilmesinde ve hatta tedavi edilmesinde bu enerjiden faydalanmak mümkün mü? Bu şekilde bir tedaviye “Aku-enerji” diyebilir miyiz? Aşağıdaki yazıda bu soruların cevaplarını bulacaksınız.

SUMMARY

Can we use the energy the human being has for treatment? Is it possible to make use of this energy for diagnosis and therapy of the acupunture points that have been corrupted or to be tending to corrupt. Can we call this as “Acu-energy”? You will find answers of these questions below.

GİRİŞ

İnsanoğlunun gözüyle görüp eliyle tutamadığı şeylere pek inanası gelmiyor. Özellikle maddeci görüşte olanlar ille de ellemek, ya da gözlemek istiyor. Haklıdırlar. Ancak bu istekler her zaman gerçek olmayabiliyor. İşte o zaman insan, görüp elleyemediği, fakat varlığını hissettiği şeyleri bazı metotlarla belirgin hale getirmeyi uygun görüyor. Bilim de sanırım bu istekten doğdu. 

Her şeyin sebebini arayan insan, bilinen veya sonradan geliştirilen yöntemlerle pek çok olayı araştırmış, bazı sonuçlara varmıştır. Araştırmalar insanlığın sona ermesine kadar da devam edecektir. 

Bilimde bir net olarak ortaya çıkan sonuç, bir de tahmini sonuç vardır. Kesin sonuç öyle her araştırmada gerçekleştirilememektedir. Alınan sonuçlar tahminidir. Ancak ister tahmini, ister kesin sonuç olsun gene de bilimle uğraşan kişi aldığı sonuçtan memnundur; çünkü, bir araştırma yapmış, ondan sonuç almıştır. Böyle olmasaydı, araştırmacılar hangi dürtüyle araştırmalarına devam edebilirlerdi? 

Bu kısa girişten sonra Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde düzenlenen kurs sırasında VAS’ı anlatırken bazı meslektaşlarımın konuyu kavrayamadıklarından, “Bilimsel değil” şeklindeki tavırlarından dolayı ayrıntılı olarak kursta anlattığım VAS’tan çok kısa olarak bahsetmek istiyorum. Daha sonra da VAS’ı nabzı tutmadan nasıl hisseder hale geldiğim konusu üzerinde düşünce yürütmek istiyorum.

VAS (RAC) NEDİR?

VAS (RAC) Fransız araştırmacaı Dr. Paul Nogier’in 1968’de keşfettiği bir refleks olay. Bilindiği gibi Dr. Nogier, bugünkü Batı kulak Akupunkturu’nun babası. 

Nogier hastanın nabzını tutarak kulakta bazı noktalara ağırlıklı bası uyguladığında, nabız dalgasında bir değişiklik hissetmiştir. Bu değişikliğe Nogier kendi dilinde “Reflex- Auriculo-Cardiaque”; yani Kulak-Kalb-Refleksi adını vermiştir. Dr. Nogier bu araştırmayı yaptığı zaman, kulak üzerinde çalıştığı için olsa gerek “Reflex- Auriculo-Cardiaque” terimini kullanmıştır (1). Oysa dıştan gelen pek çok uyarı, insanda, hayvanda ve hatta bitkide adı geçen refleksin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Mesela Heine lambasının ışığı, lazer ışın, insan eli, iğne ve diğer uyarıcılarla VAS’ı almak mümkündür. Heine lambasını, ya da muayeneyi yapacak kişinin elini başka bir insanın yüzüne doğru yaklaştırdığımızda VAS’ın oluştuğunu hissetmekteyiz. Nogier Refleksi Almanya’da, doktorlara Heine lambasıyla öğretilmektedir. Bizim yaptığımız muayeneler sırasında görülmektedir ki, muayeneyi yapan doktorun eli veya parmağı da aynı şekilde VAS oluşmasına sebep olmaktadır; tabii ki başka uyaranlar da. 

VAS sırasında nabzın kendisinde bir değişiklik olmadığı için hastaların çoğu bundan habersizdir. Ancak hastaların bir kısmı kendi duyarlılıklarından olsa gerek, bazı şeyler hissetmektedirler. Mesela salınımı (ossilasyon) olan bir kişide PdM’ye (Punkt de Merveille=Yinn Trang) bir uyaran yaklaştırılıp gezdirildiğinde, muayeneyi yapan doktor yoğun bir şekilde VAS hissederken, hasta da noktanın olduğu bölgede bir gariplik hissettiğini söylemektedir. 

Nogier belki de Çin nabzından esinlenerek hastasının nabzını tuttu, bilemiyorum. Ancak Çin nabzı nasıl gerçekse, Nogier Refleksinin de aynı şekilde gerçek olduğu açık. Çin nabzı Doğu felsefesine göre, VAS ise batı düşüncesine ve gene ek olarak Doğu felsefesine göre hastaya teşhis koydurmakta.. Önemli olan nabız teşhisine vakıf olabilmek.

Nogier refleksi daha sonra Alman araştırmacı Dr. Frank Bahr ve arkadaşları tarafından daha da geliştirilmiş, kontrollü akupunkturun temeli haline getirilmiştir.

MUAYENE ŞEKİLLERİ

Bu kadar kısa bilgiden sonra bel fıtığı ameliyatından sonra VAS’ı, hastanın nabzını tutmadan nasıl hissettiğim konusuna gelmek istiyorum. 

Bu konuyu kurstaki meslektaşlarıma ders sırasında duyurduğum zaman, sebebini açıklayamadığımı söylemiştim. Meslektaşlarım benden sonra o andaki “öğrencilik” psikolojisiyle söylediğimle ilgili olarak belki de benden sonra, “Biz daha parmağımızla alamıyoruz VAS’ı, acaba o uzaktan nasıl alıyor?” diye söylendiler. Çünkü hiç bilmedikleri bir konu anlatılmıştı kendilerine ve bu yüzden birden bire algılamada güçlük çekiyorlardı. 

Doktor da olunsa, profesör ünvanı da bulunsa, öğrencilik kolay değil, ama zevkli bir iş. Çünkü öğrencilik sırasında henüz üstlenilmiş bir sorumluluk yoktur ve gelecek toz pembe olarak görülür. Bu yüzden Hoca’nın söylediği bazı şeyler ve yaptığı bazı hareketler ters bile anlaşılarak, yanlış teşhislere varılır, “Aman Çocuklar Duymasın” dizisindeki Havuç lakaplı Emre’nin, Matematik öğretmeniyle evlenmeye kalkması gibi... Bunlar öğrencilik psikolojisi içerisinde gelişen olaylardır. Ve hocalar tarafından hoş görüyle karşılanır. Y

azmaya başlayacağım ama, önce VAS’ı hissetme konusunda hatırladığım şeyi açıklamak zorundayım: Ameliyattan önce de hasta muayenesinde avuç içleri veya parmağımla akupunktur noktalarını muayene ediyordum. Ve patolojik noktalar üzerine geldiğimde VAS’ı nabızdan hissederkenki duyguyu nabzı tutmadan da hissediyordum. Bu muayeneyi niçin yapıyordum? 

Meslektaşlarımın da hatırlayacakları gibi dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de bir biyoenerji modası vardı bir zamanlar. Bu konuda benim tavrım baştan beri şöyle olmuştu: İnsanın tedavisiyle sadece doktor olanlar ve diş hekimleri uğraşır. Bu bir yasadır. Doktor olmayanların tek başlarına insan tedavi etme yetkileri yoktur. Demek ki doktor olmayanların akupunktur yapmaları ya da biyoenerji uygulamaları veya başka bir uygulamayla insan tedavi etmeye kalkmaları yasaktır. Eğer doktor olmayan bir kişinin bazı özellikleri varsa ve bunu hasta tedavi etmede kullanmak istiyorsa, bu uygulamayı bir doktor sorumluluğunda yapması gerekmektedir. 

Türkiye’de biyoenerji uygulayanların doktor olmaması sebebiyle akupunktur noktalarını yukarda yazdığım gibi el ayası ve parmak ucuyla muayeneye başladım. Ve bunda başarılı oldum. Akupunktur noktalarına parmağımı yaklaştırdığım zaman gene yukarda yazdığım gibi VAS’ı hissederken aldığım duyguyu hissettim. 

Ancak, bel fıtığı ameliyatından sonra bu duyguyu daha belirgin bir şekilde almaya başladığım da bir gerçek. 

İşte ameliyattan sonra nabzı tutmadan VAS’ı hissetme konusunu açıklayabilmek için epeyce kafa yordum. Henüz tam olarak çözebilmiş değilim. Mantıklı bir izah şekli bulabilirsem elbette bunu siz meslektaşlarımla paylaşmak isterim.

Bununla birlikte bazı ip uçları yakaladığımı sanıyorum. Bu ip uçlarından burada söz etmek istiyorum: 

Bilindiği gibi bir hastalığın teşhisinde üç yöntemden faydalanmaktayız: 

- Gözle muayene (İnspeksiyon) 

- Elle muayene=Elleme (Palpasyon) 

- Laboratuvar ve diğer tetkikler 

Kulak akupunkturunda da hastalığın teşhisinde kulağın gözle muayenesi, elle muayenesi (kulak kepçesini elleyerek) yanında, nabız kontrolü da önemli bir yer tutmaktadır. Gözle muayenede vücudun muayene ettiğimiz bölgesine bakarak herhangi bir anormal görünüm olup olmadığına tespit ediyoruz. Mesela bayan bir hasta göğüs ağrısıyla bize geldiğinde, hastanın göğüslerinden herhangi birinde büyüme olup olmadığına, göğüs uçlarının içeri çökük olup olmadığına, uçlardan akan bir sıvı olup olmadığına bakıyoruz. Böylece inspeksiyonu tamamladıktan sonra, göğüsleri elleyerek, herhangi bir sertlik olup olmadığını, gerginliğin var olup olmadığını kontrol ediyoruz. Bu yöntemlerle yaptığımız muayeneden sonra şüphelendiğimiz bir durum varsa hastayı mamografi için radyolojiye sevk ediyoruz. 

Bu bilgileri hatırlatmamın sebebi, gözle ve elle yaptığımız muayenenin üzerinde VAS açısından biraz durmak içindir.

RESEPTÖRLER

Biliyorsunuz ki gözle muayenede görme fizyolojisi, elle muayenede dokunma duyusu fizyolojisi ön plana çıkmaktadır. Burada görme ve dokunma fizyolojisinden uzun uzun bahsedecek değiliz. Sadece duyu reseptörlerinin isimlerini saymakla yetineceğiz. 

Dıştan veya içten gelen bir uyaranın sinir sistemine girmesini dokunma, ışık, ses, ağrı, sıcak, soğuk, koku ve benzeri uyarıları alan duyu alıcıları (reseptörler) sağlamaktadır. Bu uyarıların beyin tarafından algılanması için sinir sinyallerine çevrilmesi ve bu sinyallerin beyne kadar taşınması gerekmektedir. 

Duyu alıcıları 5 ana grupta incelenmektedir: 

1. Mekanoreseptörler: Bunlar reseptörün veya reseptöre komşu hücrelerdeki mekanik şekil bozuklukları yukarıya bildiriler. 

2. Ağrı alıcıları (Nosiseptörler): Dokulardaki fizik veya kimyasal hasarları bildiriler. 

3. Isı değişikliği alıcıları (Termoreseptörler): Bunların bazıları sıcak, bazıları da soğuk değişikliklerini beyne iletirler. 

4. Fotoreseptörler (Elektromanyetik alıcılar) : Retina üzerine düşen ışığı bildiriler. 

5. Kimoreseptörler: Bunlar da tad, koku, arteyel kandaki oksijen seviyesini, osmolariteyi, CO2 konsntrasyonunu bildirirler (4).

TARTIŞMA

Burada konumuzu ilgilendirdiği kadarıyla bu reseptörlerden bahsedeceğiz. 

Gözle muayenede bakılan obje doktorun retinasındaki koniler ve basilleri uyarmakta ve uyarılar, retinanın kendinde bulunan nöronlardan geçerek optik sinir liflerine ve oradan da primer serebral kortekse ulaşır. 

Mesela kulak kepçesinde gördüğümüz bir çizgi olsun. Belleğimizde önceki kayıtlarımızla karşılaştırarak bu çizginin stres çizgisi mi, yoksa herhangi bir çizgi mi olduğunu tespit edebiliriz. 

Ya da kulak kepçesini elleyerek dokunma duyusu reseptörleri (mekanoreseptör) aracılığıyla burada herhangi bir olağan dışı durum olup olmadığını tespit etmemiz mümkün olur. Mesela hastanın kulak memesinde bir lipom derhal ele gelir ve bunun yaptığı uyarı dokunma reseptörleri aracılığıyla derhal beynimizdeki özgün dokunma alanına ulaşır. Doktorun parmağının derisine değmesiyle oluşan uyarının beyne iletilmesi sonucu, hasta da, kulağına dokunulduğunu hisseder ve kulağının muayene edildiğini bildiğinden herhangi bir tepki vermez. Ancak Dökme Masajı (3) yaparsak anında tepki gösterir ve bu tepkisini kızararak, bağırarak, ya da gözlerinden yaşlar akıtarak belli eder. Çünkü sadece ellemekle mekanoreseptörler uyarılmışken, Dökme Masajı’nda devreye nosiseptörler girmiştir. 

Özellikle radyal nabız kontrolüyle, başparmak aracılığıyla hissedilebilen RAC (VAS) sırasında iki fizyolojik olay gelişmektedir, biri hastada, diğeri doktorda. Hastada, doktorun yaklaştırdığı uyaran değişik reseptörler tarafından algılanmakta ve beyindeki merkezlere ulaştırılmaktadır. Bu arada refleks olarak Vasküler Autonom Sinyali (VAS) oluşmakta bu sinyal doktorun baş parmağında mekanoreseptörler aracılığıyla hissedilmektedir. 

Burada deneyimli bir doktor hastaya dokunduğu için VAS’ı alabilmekte. Gelelim şimdi can alıcı soruya: 

Peki bel fıtığı ameliyatı sonrası benim hastaya dokunmadan VAS’ı alabilmem hangi reseptörler aracılığıyla oluyor? 

Bu sorunun cevabı olsa olsa, “elektromanyetik reseptörler aracılığıyla” olabilir. Yalnız, Guyton, elektromemanyetik reseptör olarak sadece fotoreseptörleri göstermektedir (3). İçimizde “Acaba bu isimlendirme yanlış mı yapıldı” diye bir şüphe doğmaktadır. 

Bizim düşüncemize göre; canlılarda gerçekten elektromanyetik alıcılar mevcuttur. Fakat bunlar sadece fotoreseptörler olarak düşünülmemelidir. Bu reseptörler aracılığıyla canlılar arasında etkileşim ortaya çıkmaktadır. Mesela bu reseptörler aracığıyla bir çiftin birbirine uygun olup olmadığını test etmek mümkün olabilir kanısındayım. Doktorun nabzını kontrol ettiği kişiye, öteki kişi yaklaştığında eğer aralarında uyum yoksa VAS aracılığıyla muayene ettiğimiz kişinin enerji aksında 90 dereceye kadar giden bir sapma gözlenmektedir. Sapmayı şöyle izah etmek mümkündür: İnsanda var olan enerji uzunlamasına olarak dolaşmaktadır (2). Eğer iki kişi arasında uyum varsa enerji akış yönünde değişiklik olmadığı için böyle bir sapma görülmemektedir (Tabii ki muayene edilen kişide muayene öncesi bütün engeller ortadan kaldırılmalıdır). 

Acaba iki kişinin uyumsuzluğu hangi alıcılar tarafından beyne iletilmekte ve VAS ortaya çıkmakta, ya da muayeneyi yapan doktor uzaktan bunu hissedebilmektedir? 

Bizce burada devreye elektromanyetik reseptörler devreye girmektedir. 

El ayasıyla veya parmağımla, ameliyat sonrası artan bir şekilde hastaya dokunmadan VAS’ı (ya da elektromanyetik dalgalanmayı) hissetmem de gene elektromanyetik reseptörlerle ilgili olsa gerek. Ameliyattan sonra, bende bulunan elektromanyetik reseptörler çok daha fazla duyarlı hale gelmiş olabilir mi, diye düşünüyorum. Bence ihtimal dahilinde olan bir durum. 

Elektromanyetik dalgalanma sonucu dengesi bozulmuş (Patolojik) ya da bozulmaya aday noktaları bulmam mümkün olduğuna göre, yani noktaları teşhis edebildiğime göre, aynı noktalara bende bulunan elektromanyetik dalgaları uygulayarak, bu noktaları tedavi edebileceğim düşüncesi aklıma geldi. Ameliyattan sonra arttığını hissettiğim bu elektromanyetik enerjinin hasta noktalara uygulanmasıyla pek çok hastamın şikayetlerinin geçtiğini gördüm.

SONUÇ

Akupunkturu VAS aracılığıyla kontrollü olarak yapan bir akupunktur hekiminin, medulla spinalis yakınındaki bir bölgede geçirdiği ameliyat (diskektomi) sonucu VAS’ı, hastanın nabzını tutmadan da hissedebilmesi, elektromanyetik reseptörlerinin duyarlılığının artması sonucu ortaya çıkan bir durum olsa gerekir kanısındayım. 

Buradan hareketle, biyoenerji denilen tedavi şeklinin de aynı şekilde olabileceği düşüncesi akla geliyor. 

Akupunktur noktalarını elektromanyetik enerji ile ya da diğer metotlarla teşhis ettikten sonra, parmak uçlarıyla veya bazen geniş bir alana el ayası ile bünyede mevcut olan veya dışardan gelen elektromanyetik enerjiyi uygulamakla yapılan tedavinin bir adı olmalı diye düşündüm ve bu tedavi şekline “Aku-enerji” adının uygun olacağını düşündüm. 

Bu açıklama girişimi sadece bir düşünce yürütmeden ibarettir. Bilimsel hale gelebilmesi için uzun araştırmalara ve çalışmalara ihtiyaç vardır. Daha mantıklı bir açıklaması olanların bakidokme@hotmail.com adresine bildirmelerini rica ediyorum.

Not: Konuyla ilgili daha geniş bilgi için lütfen basım aşamasında olan "Kontrollu akupunktur" kitabına başvurunuz. 

KAYNAKLAR

1. Bahr, F: Wissenschaftliche Ohrakupunktur in der Praxis. 2. baskı, Verlag für Medizin Dr. Ewald Fischer, Heidelberg, 1978. 
2. Bahr, F: Systematik und Praktikum der wissenschaftlichen Ohrakupunktur für weit Fortgestrittene. Skriptum, Copright 1985, Dr. Frank R. Bahr, Marsopstrasse 27, 8000 München 60. 
3. Dökme, B: Dökme Masajı. Akupunktur Dergisi, Cilt 2, Sayı 3 (8), İstanbul, 1990. 
4. Guyton, AC (Çevirenler:Gökhan, N; Çavuşoğlu, H): Tıbbi Fizyoloji. Türkçe 2. Baskı, 2. cilt, Merk yayıncılık, İstanbul, 1988.