AKUPUNKTUR DERGİSİ . CİLT 11. SAYI 43 . YIL 2001
TÜRKİYE’DE AKUPUNKTURUN GELECEĞİ
Baki DÖKME(*)
(*) Rumeli Cad. Efe Sk. 18/2 Osmanbey-İstanbul, Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı.
Akupunktur Üst Komisyonu akupunktur öğreniminin, Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılmasını kararlaştırmıştı. Şimdiye kadar aradan 3 yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen bu öğrenim başlamamıştı. Aldığımız son haberlere göre adı geçen fakültenin Biyokimya kürsüsünden Dr. Cemal Bey ile Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji kürsüsünden Dr. Tuğrul Bey, öğrenim konusunda görevlendirilmişler. Kendilerine başarılar diliyoruz. İstanbul Akupunktur Derneği akupunkturun sağlam bir temele oturtulması için kurslarına ara vermişti. Çalışmalarımız akupunkturun tıp fakültelerinde ve eğitim hastanelerinde ihtisas dalı olarak kabul edilmesi yönündeydi. Gerek yazılı gerekse sözlü demeçlerimizde bunu sürekli dile getirmekteydik. Bu yüzden Tıp fakültesindeki öğrenimin başlamasını beklemekteydik. Ancak; yine aldığımız haberlere göre gelişmeler bizim arzu ettiğimiz yönde gelişmemektedir. Eğer bu haberler doğruysa çalışmalar akupunkturun ihtisas dalı haline gelmesi yönünde olmamaktadır. Ya hangi yönde olmaktadır? Bakalım:Güya Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde akupunktur kursu açılacaktır. Bu kurs 3 ay sürecek ve her katılımcıdan 3000 Amerikan Doları alınacaktır. Her kurs için 25 kişilik katılımcı kitlesi hedeflenmektedir. Haberler doğru ise o zaman bizim beklediğimiz şekilde gibi bir gelişme olmamaktadır. O zaman “Acaba bazı ticari düşünceler gerçekleştirilmeye mi çalışılmaktadır” diye kafalarda sorular şekillenmeye başlamaktadır.Oysa akupunkturun üniversitede ana bilim dalı haline gelmesini istemiştik biz. Bunu isterken de akupunkturla ilgili araştırmaların yapılacağını, meslektaşlarımızın bu konuda uzmanlaşarak insanlarımıza hizmet edeceklerini düşünmüştük. Yoksa üniversitenin bir kurs yeri haline getirileceğini değil. Kursun üniversite çatısı altında yapılmasıyla dernek çatısı altında yapılması arasında ne fark var ki? Peki biz nasıl olmasını arzu etmiştik? İsterseniz yıllardır her fırsatta açıkladığımız fikirlerimizi bir defa daha yazalım:Akupunktur mutlaka üniversitelerde ve eğitim hastanelerinde ihtisas dalı haline getirilmeli, ana bilim dalı olmalıdır. Akupunktur ihtisası yapmak isteyen meslektaşlarımız TUS’a girmeli, kazanan 4 (YAZIYLA DÖRT) yıl ihtisas yaparak akupunktur uzmanı olmalıdır. Hekimin tam olarak yetişmesi için, akupunktur öğrenimi sırasında klinik uygulamanın yanısıra Fizik, Biyokimya, Anatomi, Fizyoloji, Histoloji, Embriyoloji, Sibernetik başta olmak üzere, gerekli bütün klinik ve klinik öncesi dersler akupunktura göre düzenlenerek, ihtisas yapan hekime mutlaka yeniden okutulmalıdır. Yeni kurulacak Akupunktur Anabilim Dalı başkanının başlangıçta akupunktur konusunda doçent, ya da profesör olması şart değildir. İhtisas yapacak hekimlerin yetiştirilmesinde ilk planda akupunktur derneklerinden sağlanacak öğretim elemanlarından faydalanılabilir. Bu bir geçiş dönemidir. Önemli olan akupunkturun bir an önce ülkeye tekrar kazandırılmasıdır. Diğer ülkelerde de bu konuda hızlı bir gelişme yaşanmaktadır. Öyleyse gecikmeden sağlam bir şekilde sistem kurulmalıdır. “Önce üniversitede bir kurs yeri açalım, sonra da kürsü kurarız” mantığı bize yol aldırmayacak, aksine kürsü kurulmasını geciktirecektir. Doğrudan doğruya Akupunktur Anabilim dalı kurulmalı ve akupunktur konusunda yapılacak araştırmalara bir an önce başlanmalıdır. Aksi taktirde akupunktur kurslarını bitiren hekimler, bir bilgisayarın son kullanıcısı olmaktan öteye gidemeyeceklerdir. Şu anda bilgisayarın klavyesinde düğmelere basarak bu yazıyı yazıyorum. Bilgisayar bu kadarla mı sınırlı? Değil tabii..İşte biz sadece yarım yamalak bilgilerle ortaya çıkmış bir son kullanıcı değil, tam donanımlı bir bilgisayar uzmanı istiyoruz. Hastada akupunktur noktasına iğneyi batırdığımızda, ya da herhangi bir uyaran verdiğimizde ortaya çıkan olayları araştıracak, ona göre yeni tedavi yöntemleri geliştirecek araştırmacı akupunktur uzmanı doktorlara ihtiyacımız var bizim.Olayı tam olarak anlatmak için bir de gazeteci tabirini kullanalım. Malum gazetelerin bir mutfak bölümü vardır. Aynen evin mutfağı gibi çalışır. Dışardan gelen bütün malzemeler orada işlenir ve sonuçta okuyucunun (son kullanıcı) eline gazete ulaşır. Akupunktur için de aynı şeyi düşünmek mümkün. Bilimin mutfağı da üniversitedir. Akupunktur, kökü binlerce yıl öncesine dayanan bir bilim dalıdır. Türklerden çıkmış, Türklerle birlikte, Çinliler ve diğer milletler tarafından geliştirilmiştir. Doğu felsefesine göre izahı yapılan akupunkturun, artık Batı tıbbı düşüncesine göre de izahı yapılmaktadır. Fakat eksiktir. Bu eksikliği niçin Türk doktorları tamamlamasın? İlle de her şeyi başkalarının yapmasını mı beklemeliyiz?İlaç firmaları akupunktura karşı çıkıyor deniyor, niçin karşı çıksınlar ki ilaç firmaları? Akupunkturun yeri başka, ilaç tedavisinin yeri, hatta cerrahinin yeri başka değil midir? Hangi akupunktur doktoru diyebilir ki “Hayır ben ilaca karşıyım!” Eğer bir hastalık ilaç ve diğer yöntemlerle değil de sadece akupunkturla tedavi edilebiliyorsa, niçin akupunktur yerine öteki tedavilerde ısrarcı olunsun? Ya da herhangi bir hastalık akupunktur yerine ilaçla çok kolay tedavi edilebiliyorsa niçin akupunktura başvurulsun ki?..Hiç unutamıyorum; 1985 yılında Isparta’dan yaşlı bir hasta çıkagelmiş; “Evladım, benim şu şikayetim var, iğnelerinle beni de tedavi ediver , ne olur..” demişti. Oysa ben onu, hiç iğne bile batırmadan dosdoğru rahmetli Orhan Ersek’e ameliyat olması için göndermiştim. Ameliyattan sonra da bana teşekküre gelmişti. Akupunktur doktorunun ilaç mı, cerrahi mi, yoksa akupunktur mu diye bir sorunu yoktur; hangisi gerekliyse hastayı ona yönlendirecektir. Çünkü o da bir doktordur. Şu halde ilaç firmalarıyla akupunktur doktoru arasında olumsuz hiç bir konu yoktur, olması için de hiç bir sebep yoktur. Sonuç olarak; Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde başlayacak olan çalışmanın Türk tıbbı için olumlu sonuçlar doğurmasını diliyor, meslektaşlarımıza başarılar diliyoruz.