AKUPUNKTUR DERGİSİ . CİLT 10 . SAYI 35 . YIL 2000
ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN (ZEHİRLENMENİN)AKUPUNKTUR TEDAVİSİNDEKİ BAŞARISIZLIĞA ETKİSİ (*)
Yazan: Rudolf BUCEK (**)
Tercüme: Abdulkadir ERENGÜL (***)
(*) Deutsche Zeitschrift für Akupunktur mecmuasının 1995 yılı, Aralık 6. sayısında, sayfa:132’de yayınlanmıştır. (**) Karneliter Platz 1. A-1020-Wien, Avusturya, Prof
Dr.
(***) Maltepe Tıp Merkezi Akupunktur Servisi Şefi, Prof. Dr.
ÖZET
Akupunktur tedavisinde bazen tedaviye cevap alamama durumu vardır. Akupunkturist cevapsızlıkların nedenlerini araştırmalıdır. Baş hastalıklar yanında, kongenital hastalıklar, geri dönüşümü olmayan fonksiyonel bozukluklar ve çevresel kirliliğe bağlı olarak hem direkt, hem indirekt sebepler hastalığı arttırıcı rol oynarlar. Eğer bu faktörler uzaklaştırılmazsa, tedavi sonuçsuz kalır veya çok az olacaktır. Sadece çevresel zehirlerin kesin etkisi vardır. Etki dönemlerinin yıllar veya on yıllar olabilecek ve çok sık birçok zehirlenmeler örneğin civa, kurşun, kadmium ile birlikte, yabani ot öldürücüleri ve fungisitler, endüstriyel kirli hava tozları (NOx, SO2 ve dioksin eserleri), formalin ve çevresel irritasyonlar, ses, stres ve huzursuzluk etki edebilir.Bu faktörlerin etkileşmesi sadece hafif koku değil, fakat çok daha ciddi enzim fonksiyon bozuklukları, immün cevap ve organizmanın detoksikasyon görevlerini, özellikle zehirli ağır metallerden korunma (cıva, kurşun ve kadmium) bozarlar. İndirekt zarar aynı zamanda barsaklardan bozulmuş absorbsiyona neden olur, bu da esansiyel eser elementlerin (çinko, demir, selen, bakır vs.) defisitine yol açar. En iyi tedavi formu maruz kalmayı önlenmek ve zerre sellerinin mümkün olduğu kadar uzağında kalmaktır. Fakat bu derin anamnez ve kesin tanı gerektirir.
SUMMARY
Acupuncture therapy also has its non-responses. The acupuncturist should try and find the causes for these non-responses. Focal diseases, congenital conditions, and irreversibl functional disorders play an increasing role in both direct and indirect damage resulting from environmental factors.İf these factors cannot be removed, the success of the therapy will either be doubtful or at least very reduced.This paper will show that a purely linear judgement of the environmental poisons is not sufficient. Not only the absolute amount of environmental poisons has an effect. The period of the effect (which can be years or decades) and the very frequent coincidence of several intoxications e.g. mercury, lead, cadmium together with weed killers and fungicides, industrial air pollution (NO x, SO2, dioxin in traces), as well as formalin, not to mention environmental irritations such as noise, stress and restlessness. The interaction of these factors do not result in a more addition of the noxae but rather in much more serious damage of the functions of the enzymes, the immune response and the detoxifying functions of the organism especially for toxic heavy metals (mercury, lead, cadmium)Indirect damage may also occur in the intestines resulting in disturbed absorbtion which may lead to an additional deficit of essential trace elements (zinc, iron, selen, copper etc.) The best form of therapy is to eliminate exposure to and flood out the pollutants as far as possible. This however requires an in depth case history and exact diagnosis.
GİRİŞ
Modern insanın artan sorumluluğu ve zararlı çevre kirlenmesi akupunktur ile iyi edebileceğimiz veya en az biraz daha iyi olacak hastalıklarda ekseriya netice almamıza mani olur.
İnsan, hastalıklardan dolayı ıstırap duyar ve akupunkturla tedavi edilebilir. Bizim tedavimiz çevre kirliliği ile zorlaşır. Bu da artan çevre kirliliğinde ağır metallerle (cıva, kurşun ve kadmium) olur. Ziraatçılıkta kimyevi zehirler mesela yabani ot öldürücüler, fungusid ve formalin, diğer kimyevi maddeler gibi. Endüstride ve trafikte atık gazlar, sonra toksik maddeler SO2, NOx diğer zararlı maddeler dioxin sayılır. Bu zehirler koruyucu ozon tabakasını inceltir, bu da zararlı ultraviyole ışınlanmasına sebep olur. Böylece çok kuvvetli ionlar organizmaya farklı zararlar verir.
Hocam Viktor Frankl diğer faktörlere dikkatimi çekti. Dedi ki; “İnsanı stres; mesleki, sosyal, ailevi ve şahsi sebepler daima psişik olarak yalnız bırakır ve bu da alkol, nikotin ve ilaç bağımlısı yapar. "Büyük şehirlerde yaşayan %30’dan fazla insanda yukarda bahsedilen faktörler hayat kalitesine negatif etki eder diyebiliriz. Bir subtoksik dozun zamanla peyderpey alınması ile toksik doza ulaşılır ve organizmada muhakkak direkt hastalık yapar. Bir güzel misal, bağırsakların bozukluğu ile absorbsiyonu önler, yahut antibiyotik veya çevre kirliliği selen ve çinko azlığına sebep olur, aynı zamanda kuvvetli çoğalan mantarlar (candida çeşitleri) yahut bakteriler ve protozoon (amoeben) dolayısıyla şiddetli barsak bozukluğu ve bunu takiben hoşa gitmeyen, bütün organizmada hadiseler olur (1).
Organizmada toksinlerin alınması ile ve rezorbsiyon bozukluğu ile organizmanın mukavemeti azalır ve enfeksiyonlara karşı ağır zarar görür.
Anamnez lüzumludur, dışkı muayenesi yapılmalıdır. Dışkı anomalileri, ishale meyil, devamlı pelte halinde dışkı, değişen dışkı inkontinensi, mukoza ihtiva eden dışkı, diyafragmanın yükselmesi ve dolaşım bozukluğu ile (Roemheld sendromu) görülür. Önce yapılmış kemoterapi, antibiyotikler ile, kortikosteroidler veya doğum kontrol hapları, yahut daha önce yapılmış şua tedavisi rol oynar.
Diğer klinik belirtiler kronik gingivit, paradontoz, diyafragma yükselmesi, anasidite veya palpasyon ile ince ve kalın bağırsakların spazmı şeklinde belirtilerdir. Dışkı muayenesi bu iş için özel bir laboratuvarda yapılmalıdır
Dışkı çok taze muayene edilmeli. Aksi halde bilhassa protozoonlar için yanlış negatif netice alınır. Protozoonlar kısa bir zamanda hareketini kaybeder, onun için zor bulunur.
Muayenede barsak bozukluğunun sebebi olarak antibakteriyel tedavi birince sırada yer alır. İkinci sırada mide asidinin azlığı rol oynar.
H. Pergel 371 dışkı muayenesinde %19.4 protozoon bulmuştur. Bu hastalardan bir tanesinde hiperasidite görmüştür. Bu da tamamen mide asidinin desinfeksiyon tesirinde olduğuna işaret eder.
Üçüncü durumda %19’dan fazla olmak üzere toksik metallerin (Hg, Kurşun ve Kadmium) mide üzerine yaptığı toksik etkiden olur.
Modern ziraatçılık ve aşırı dozda mineral gübre ile her yağmur yağdıktan sonra esas mineraller ve esansiyel elementler toprağın yüzünde yüzerler. Bunlar önemli hormon metabolizmasında (DNS, RNS, lipid, protein ve karbonhidrat metabolizmasında), asit-baz dengesinde ve enzim metabolizmasında rol oynar.
Önemli kısım metallothionun eser elementlerin zehirden ayrılma ve atılması için lüzumludur.
Sıhhatli insanda selen günlük miktarı 10-15 nano gramdır. Almanya’da gıdalardaki selen miktarı bu sınırın altındadır. Şimdiye kadar 70 enzim tespit edilmiştir. Çinko fonksiyonlar için lüzumludur. Selen için de aynı şey söz konusudur (2). Selen evvelce zehirli bir madde olarak bilinirdi. Paracelsus, “Her madde zehir veya iyi olabilir; bunda da dozun miktarı rol oynar” der.
Selen eser element olarak enzim glutatpionperoxid’in bir esansiyel parçasıdır. Bu enzim 4 protein parçasından ibarettir ve her parça selen atomu ihtiva eder. Bu enzimin baş vazifesi; hücreler, bilhassa eritrositlerin peroksit teşkili ile esaslı doymamış yağ asitlerinden korur.
Bütün akut selen eksikliğinde Gluathionen peroxide eksikliği meydana gelir. Selen spesifik olmayan ve aynı zamanda spesifik olan hümoral ve sellüler immüniteden de sorumludur.
Selen eksikliği, hafif immün zafiyetine sebep olur. Az miktarda selen verilmesi ile aşikar olarak immün mukavemet sistemin tekrar iyileşmesi mümkün olur.
Latent selen eksikliğinde aşikar klinik belirtiler ve mukavemet zafiyeti görülür. Spur elementlerinden selen ve çinkoyu yeterli vermek gerekir. Selen aynı zamanda kanser rizikosunu da azaltır. Ağır metallerle selen ağır eriyen birleşikler yapar. Selen kurşunla, civa veya kadmiumla komleks teşkilini inaktive eder. Böylece ağır metal zehirlenmelerinde de selen miktarında azalma olur ve hızla Natrium Selenit verilerek yeterli selen sağlanmış olur.
Selen kalb-dolaşım sisteminin etyo-patolojisine tesir eder. Bir taraftan direkt myokard üzerine etki eder, diğer taraftan prostasiklin sentezini azaltarak kalb basıncını düşürür ve koroner spazmını önler.
Yeni bilgilere göre selen miktarı Almanya’da günlük en fazla 50 nanogramdır. Bu da lüzumlu miktarın yarısı ve ayrıca kanser profilaksisinin 1/5’i kadardır. Kanserde lüzumlu olan selen miktarı 250 nanogramdır.
Selen natrium tuzu olarak (selenit veya seleminese) olarak verilir. H. Porcher’e göre idame dozu olarak 100 nanogram verilir. Çinko sabah ve akşam verilir. Eserelementi olarak selen ve çinkonun eksikliğinde gıdalarla alınan selen ve çinko miktarı yetersizdir. Ayrıca resorbsiyon bozukluğu şeklinde barsakların bozukluğu da olur. Bütün mükozalarda (candida albicans) barsaklardan az miktarda alınır ve böylece organizma bundan mahrum kalır.
Ağır metallerden civa, kurşun ve kadmiuma gelince: İnsanlarda civa yüklenmesi yalnız amalgam ile olmaz. Amalgam ile olan Perger’e göre bütün yüklenmenin %20’sinin altındadır. Diğer civa kaynağı balıktır. Ayrıca bilhassa endüstrisi olan şehirlerin çaylarının kıyılarında yetişen sebze ve meyvaların içindebulunur. Bunun dışında çoğu zaman tohumların haşerelere karşı korunma materyali olan civa artığı maddeler açığa çıkar. Aynı zamanda bu durum buğday için de söz konusudur. Sonra bilumum atıkların bilinçsiz yakılmasında mühim miktarda civa ve diğer zararlı maddeler açığa çıkar. Otomobil lastiği yapan (vulkanize) fabrikalarda da mesela Oahu şehri adasında (Hawai) 1984 senesinde geniş miktarda civa açığa çıkmıştır. Burada şu da mühimdir: Bu zaralı maddeleri zehirsiz hale getirmeye veya eliminasyonuna (idrarla) organizma muktedir midir, bunun bilinmesi mühimdir.
Ağır metallerin muhakkak ki zararsız hale getirilmesinde çinkoya ihtiyaç vardır. Perge’e göre çinko eksikliğinde civanın zararsız hale getirilmesi aksar.
Metallothionin enziminin aktive olması için çinko iyonuna ihtiyaç vardır. Selen için de aynı şey mevzuu bahistir.
Serum çinko miktarı normalde 100ml.de 100 nanogramdır. Ağır metallerin eliminisayonu ve depolanması ile devamlı serum çinko değeri düşer ve 100 ml.de 20 nanogramın altına kadar iner ve kronik zehirlenme olur.
Hafif rahatsızlık belirtileri erken ortaya çıkar. Perger’e göre çinko eksikliği belirtileri, paradontopati ve sallanan dişlerdir. Çinko eksikliği daima kadmium yüklenmesi ile kombine olur. Ekseriya alerji olur ve astım görülür. Çinko verilmesi ile iyileşme görülür. Astımlı çocuklarda ilk tedavi laser ile yapılır. Her noktaya 2-6 mV 15-20 saniye verilir. Birkaç hafta sonra aşikar iyileşme görülür (% 90). Bu iyileşme uzun müddet devam eder. Şayet rezidiv olursa birkaç seans tekrarı mümkündür (5).
Yaşlı diabetiklerin taze vakalarında çinko verilmesi ile, yetersiz insülinin kafi geldiği görülür.
Birkaç vakada akupunktur kombinasyonu ile kulaktaki pankreas noktasının iğnelenmesi ile iyileşme görülmüştür.
Kurşun zehirlenmesinde Perger, santral sinir sistemi ile diğer organlarda, karaciğer, pankreasve böbreklerde ve bütün kemiklerde kurşun depolanması görmüştür. Bu organlarda toksik rahatsızlık ile enzim sisteminin fonksiyonel bozuklukları olur. Perger’e göre daha toksik sınıra varmadan da immün reaksiyonlara ait aşikar belirtiler, mesela İgG sentezi bozukluğu görülür. Burada çinko ve C vitamini vermekle kurşun atılması (eliminasyonu) olur ve hastalık iyileşir (4).
Perger aynı şekilde çevre toksinleri ile, misal kükürt dioksit ve NOx ile de aynı rahatsızlıkların meydana geldiğini görmüştür.
Perger tespit etmiştir ki; sellüler immün mukavemetinin durdurulması ile T-Lenfosit ve bağışıklık direnci barsakta durmuş olur. Perger, akut çinko eksikliğinde 4 hafta müddetle 4x50 nanogram çinko bromat, sonra 3 hafta 2x50nanogram günlük idame dozu ve en sonra 1x50 mikrogram ve 500 mg. vitamin C verir.
Perger’e göre ağır kurşun zehirlenmesinde kurşun depolanması olur ve santral sinir sisteminde depressif durum görülür. Kurşun depolanmasının sona ermesi ile tamamen bu depresyon hali geçer. Kurşun depolanması ile günde 2x500 mg. kalsiyum glukonat ve 500 mg. vitamin C kullanılır. Buna 3-4 hafta devam edilir. Aynı zamanda çinko ile beraber selen vermeyi de tavsiye eder. C vitamini organizmada Chelat bağlantılarıyla ağır metalleri bağlar. Daha sonra bunlar elimine olur. Bu tedavi bazen aylarca sürebilir. Böylece zarar gören organizma tekrar normal hale gelir.
Bu çerçeve içinde Perger birçok hastada kronik mafsal rahatsızlığı görmüş, bunu yüksek derecede çinko eksikliği ve kalsiyum noksanlığına bağlamıştır. Perger’in tedavi ettiği 16 hasta bel kemiğinden şikayet etmiştir. Çinko, kalsiyum ve vitamin C verilmesi ile cıva, kadmium ve kurşunun dışarı atılması (eliminasyonu) mümkün olmuştur ve elektroforezde immun globulin ve kanda mineral maddeler iyileşip hasta düzelmiştir (5)
Bazı hastalarda sırt ağrıları şeklinde şikayetler olmuş ve kurşun zehirlenmesinin düzelmesi ile hasta şikayetleri de tamamen geçmiştir.
Kurşun zehirlenmesi kaza cerrahisinde ve ortopedik vakalarda mühim rol oynar. 1974 yılında Maruna ve Stipinoviç’in ilk olarak bildirdiklerine göre femur başı nekrozunda, femur başı çivilenmesinde 8.5 defa fazla kemikte nekroz bölgesinde kurşun miktarı bulunmuştur. Serumda veya böbreklerde görülmeden de bu nekroz bölgesinde kurşun bulunmuştur.
1978 yılında Endler, Kellner ve Maruna, idiopatik kalça mafsalı nekrozu vakalarında çok yüksek kurşun ve bazılarında da nikel buldular. Şunu tespit ettiler ki, kurşun dokularda kaybolduğu zaman, ya kanda ya da serumda bulunuyor (6).
Ekseriya cıva ve kadmiyum yüklenmesi, kadmium ihtiva eden fosfat gübresinden olur. Kadmium, atıkların yanmasından büyük miktarda açığa çıkar. Mesela boyalardan, maden alaşımı, suni maddeler ile korezyon koruma boyaları, galvanize ve kuru bataryalardan olur. Kadmiyum evvela böbreğe taşınır, orada şiddetli böbrek bozukluğuna sebep olur. Ayrıca akciğer hasarına ve kemikte değişikliklere sebep olur. Hatta kansorejen etki de olabilir.
Böbreklerin kadmium miktarı orta Avrupalılarda son 50 yıl içinde birkaç defa artmıştır. Avrupa’da şimdilik tolerabl değerdedir. Haftalık 0.4-0.5 mg. alınması mevzubahistir (7).
Ayrıca ağır metallerin zehirli etkisi ve diğer zehirin toplanması farklı kaynaklardan olur ve zaman faktörünün de ehemmiyetli rolü vardır. Sonra vücudun zehirli maddeden arıtma faktörünün toksik zarar görmesi ve hafif metallerin (Spur elementlerin) eksikliği hastalık cereyanında mühim bir rol oynar.
Formaldehit’e gelince:
Toksik tesiri tahriş edici gaz oluşundandır. Formaldehit, organizmaya solunum yolundan girer. Evvela mukozaları tutar. Solunum yollarına, cilde ve barsak sistemine etki eder. Daunderer’e göre %95-100 resorbe olur ve çok şiddetli reaksiyon veren bağlılık yapar. Havanın her metre küpünde 0.12 mg. yani 0.1-0.5ppm değerleri ile çocuklarda ve yetişkinlerde şiddetli rahatsızlık yapar. Kulak ağrısı, burun mukozasının tahrişi, solunum zorluğu, öksürük ve astım şikayetleri, kalb şikayetleri, baş dönmesi halleri, serebral şikayetler ve hatırlama güçlüğü görülmüştür. 30 ppm. konsantrasyonu birkaç dakika sonra hayati tehlikeli olur. Starr gösterdi ki; formaldehitin 0.3 ppm. konsantrasyonu solunum sistemi mukoza hücrelerine bağlanır. Onun metaboliti bichlordimetylether karsinojendir.
Formalin ihtiva eden desinfeksiyon maddeleri ve deodorantlar şüpheli zehirdir. Formaldehit ihtiva eden maddelerle zehirlenmede kelime bulma güçlüğü, huzursuzluk, astım şikayetleri, psikosomatik rahatsızlıklar olur. Breyse, Weber ve arkadaşları 1984 yılında nörotoksik etkisine işaret ettiler. Daunderer ise formaldehitin çevre zehiri etkisi üzerine çalıştı (7).
Formaldehit bina dahilinde sunta kaplama, suni halılar ve kalınlaştırma materyalinde kullanılır. Yarı ömrünün 4 sene veya daha uzun olduğu tespit edilmiştir. İkametgahlar içinde ve oturulan yerlerde Alman Sağlık Bakanlığı’nın tavsiyelerine göre havanın her metre küpünde 0.12 mg. yani 0.1 ppm.yi aşmamalıdır. Bunda zehirin uzun süre (senelerce) tesir etmesi rol oynar. Daha önce bildirilen hastalık belirtileri görülünce, hastanın odasındaki formalin miktarı ölçülmesi tavsiye edilir.
SONUÇ
Sonuç olarak akupunktur tedavisinde başarıyı engelleyen bir durum varsa, çevre kirliliği (ağır metaller) düşünülmelidir. 20. yüzyılın ikinci yarısında bunun daha da artacağı muhakkaktır.
KAYNAKLAR
1. Perger F: Ursachen und Folgen von Dysbiosen des Darmes. Aerztezeitschrift für Naturheilverfahren. 1, 36-44, 1991.
2. Porcher H: Selen und Menschliche Gesundheit. Erfahrungsheilkunde. 37, 479-484, 1998.
3. Perger F:Organdepots Toxischer Schwermetalle. Natura-med.
4, 284-292, 1992. 4. Perger F: Zingmangel und Störungen in İmmunreaktionen und bei Diabetes. Erfahrungsheilkunde. 37, 285-290, 1987.
5. Perger F:Ganzheitmedizin. 2, 1989.
6. Maruna, Stipinoviç, Endler und Kellner: Gestaltwandel des Herdgeschehens. Aerztezeitschrift für Naturheilverfahren. 8, 537-550, 1985.
7. Daunderer: Umweltgift Nr. 13 aus dem Kompendum der klinischen Toxikologie. Ecomed Verlag, 1993.
8. Bucek, R: Umwelteinflüsse bei Rhinitis und Sinusitis. Erfahrungsheilkunde. 37, 489-485, 1988.
9. Roche: Lexikon der Medizin. 2. Auflage, Urban und Schwarzenberg Verlag.
10. Perger F: Unterschidliche Entwicklungi der Schwermetallbelastung (Cadmium, Blei, Quecksilber) und ihre Therapie. Aerztezeitschrift für Naturheilverfahren. 10, 774-794, 1989.
11. Perger F: Die Grundregulation bei der PCP. Aerztezeitschrift für Naturheilverfahren. 1, 41-42, 1984.
12. Pischinger H: System der Grundregulation. Karl F.Haug Verlag, Heidelberg, 1990.