AKUPUNKTUR DERGİSİ . CİLT 14. SAYI 53-54 . YIL 2004
Faruk ŞAHİN
(*) Eski Kuyumcular Mah. Çavuş Sk. Erdem Apt. Balıkesir, Fizik Tedavi Uzmanı, Dr.
CANLILARDA İYİLEŞME MEKANİZMALARI VE BİYOHOLOGRAFİK AKUPUNKTUR METOTLARI
ÖZET
İnsan organizmasının muhteşem bir kendini tamir yeteneği vardır. Böylece fonksiyonel ve anatomik bütünlüğünü korur. Yaralar iyileşmeseydi, organizmanın kendini restore etme kapasitesi olmasaydı hiçbir tıbbi tedavi işe yaramazdı. Fakat kendini tamir kapasitesi nispidir. Kendini iyileştirme yeteneğimiz başarısız olursa, organizmanın fonksiyonel bütünlüğünde bozulma olur. Biyoholografik akupunktur self iyileşmeyi başlatır, organizma böylece fonksiyonel ve anatomik bütünlüğünü kazanır.
SUMMARY
Humans organism have a remarkable ability to repair itself end thus regain it’sanatomical end functional integrity if wound’s would not heal end the organismhad no capacity to restore itself after injury, no medical therapy could work. The capacity for self repair is, however only relative. Chronic diseases arisewhen our ability for self repair and spontenous healing fails, causing a chronicfailure in the fonctional integrity of the organism. Bioholografic acupuncturecan initiate the self repair, those the organism regain it’s functional andanatomic integrity.
Canlı organizmalar kendi kendilerini tamir etme, fonsiyonel ve anatomik bütünlüklerini koruma bakımından muhteşem bir yeteneğe sahiptir. Hayatın idamesi için bu şarttır. Yaralar iyileşmese, akut hastalıklara karşı vücudun savunma ve iyileşme mekanizmaları olmasa hiçbir medikal tedavi işe yaramazdı.Ancak canlılardaki bu iyileşme yeteneği mutlak değildir. Her zaman sağlığımızı kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyayız. Organizmanın kendi kendini iyileştirme kapasitesi yetersiz kalırsa fonksiyonel bütünlüğü kaybolur. Sonuçta hastalık organizmanın iyileşme kapasitesi ile patojen faktör arasındaki dengeye bağlıdır.
Son derece komplex olan iyileşme mekanizması üç temel özelliğe sahiptir:1. İyileşme kendiliğindendir. Organizma yaralanır yaralanmaz iyileşme işlemi başlar.2. İyileşme sistemi vücudun fonksiyonel ve anatomik bütünlüğünü korumaya çalışır. Organizmanın bütününe ait yapı ve fonksiyonu ile ilgili bilgiler, lokal seviyede tamir olunacak bölgeye iletilir. Yani bütünün parça ile bağlantısı vardır.3. İyileşme işlemi son derece komplekstir. Birçok fizyolojik, biyofizik ve biyoşimik reaksiyonlar organizmanın bütününün optimal restorasyonu için yer ve zaman olarak koordine haldedir. (1)
İyileşme işlemini analitik bakış açısıyla ele alırsak sayısız reaksiyonlarla oldukça karışık işlemler birbirini izler. Biyolojik bakış açısıyla ele alacak olursak tek bir amaç vardır. Fonksiyonel ve anatomik bütünlüğü korumak. Analitik açıdan oldukça komplex olan mekanizma holografik açıdan daha sadedir.Holografi nedir: Bir bütünün kendisine ait bir parçaya yansıyarak orada temsil edilmesine holografi diyoruz. Biyoholografi deyince de canlı organizmanın bir bütün olarak kendisine ait sınırları belirli bir parçada temsil edilmesini anlıyoruz. Örneğin, kulakta, ağızda, ellerde ve ayaklarda, ka-fatasında, burunda biyoholografik üniteler vardır.
Şimdi ECIWO akupunkturun metoduna göre organizmanın ikinci metakarpto nasıl temsil edildiğine aşağıdaki şekilde bir göz atalım. (2)Görüldüğü gibi organizma başı boyun üst ekstremine, göğüs, kalp, karaciğer, mide, dalak, böbrek, bel, alt batın, alt ekstremite gibi bölümleriyle ikinci metakarp kenarında kendini holografik olarak yansıtmaktadır.
Tıp tarihinde insan organizmasındaki holografik ünitelerle ilgili birçok buluş mevcuttur. Ünlü psikoanalist Freud’un yakın arkadaşı Alman jinekolojist William Flies burun holografik ünitesini keşfetti. Yani burun mukozasının değişik bölgeleri ile organlar arasında bir bağlantı bulunduğunu ortaya koydu. O yıllarda Sigmound Freud değil de William Flies meşhur olsaydı akupunktur tıbbı şimdi çok başka yerlerde olabilirdi. Yine Alman Gledetish ağız ve dişlerdeki holografik sistemi ortaya koydu. Macar cerrah Von Peczely ise geçen yüzyılda gözün iris tabakasından tüm vücut hakkında bilgi edinilebileceğini gösterdi. Halen bu metod birçok yerde iridodiognoz olarak geniş ölçüde kullanılmaktadır.
Bu tür örnekleri genişletmek mümkündür.Bu holografik sistemler teşhis ve tedavi amacıyla kullanılabildikleri gibi, sürekli dış çevreden aldıkları uyarılarla da homeostazı kurarlar. Örneğin, çıplak ayakla dolaştığımız zaman ayağımızdaki organ bölgelerinin uyarılması, bu organların sağlıklı kullanmalarına yardımcı olur.Holografik ünitelerdeki temsil noktaları veya zonları, biz bunlara somatotomi diyoruz. Bir hastalık durumunda hassaslaşır, elektriki direnci düşer. Palpasyonla, inspeksiyonla somatotopilerdeki değişiklikleri belirleyerek vücudun hangi bölgesinde bir rahatsızlık olduğunu anlayabiliriz. Dedektörlerle de bu noktalardan ölçüm yaparak teşhise gidebiliriz.Holografik sistemlerin insan organizmasında nasıl şekillendiğine dair bazı biyofizik teoriler:Almanya’da, Marburg Üniversitesinden Fritz Popp ve arkadaşları her bir organ, doku ve hücrede dalgalar şeklinde bir biyolojik bilgi sistemlerinin bulunduğunu ileri sürdüler. Vücudumuzda hücreler devamlı ölmekte, yerlerine yeni hücreler meydana gelmektedir. Hücre bölünmeleri ve yenilenmeleri ancak organların yapı ve fonksiyonları normalse mümkündür.
Popp’a göre hücre seviyesindeki bu elektromanyetik bilgi sistemi yalnızca hücre bölünmesini düzenlemekle kalmaz, daha birçok fizyolojik aktivitelerle de ilgilidir. Bu teori yaşayan her canlı hücrenin etrafında mevcut olan elektromanyetik dalga alanının mevcudiyeti temeline dayanır. Bu dalgalar birleşerek holografik sistemi ortaya çıkarırlar. Popp akupunkturdaki holografik sistemleri kabul etmektedir, açıklamasını da bu teoriye dayandırmaktadır. Popp organizmadaki birleşik elektromanyetik dalgaların transportasyon görevi yaptıklarını (bilgi aktarımı), holografik sistemlerin bu şekilde ortaya çıktıklarını ileri sürmektedir. (5)Hücre bölünmelerinin elektromanyetik dalgalarla regüle edildiğini Alaxander Gurvich 1923 yılında keşfetti. Ancak Gurvich zamanında hücre bölünmesini regüle eden bu ultraviyole radyasyonun ölçümünü yapacak fiziki donanım yoktu. Bu sebeple Rus biyofizikçiler tarafından ultraviyolenin bu tarzda ultra-zayıf karakterdeki radyasyonunun objektif olarak ölçülmesine kadar Gurvich’ın buluşu objektif kabul edilmedi. Bu tarihten sonra Rusya’a fotobiyoloji alanında önemli gelişmeler oldu. Bu buluşlardan en önemlisi Kaznacchev’inkidir. Kaznacchev hastalıkların, özellikle virüslerin iki hücre kültürü arasında mümkün olabilecek bütün kimyasal kontaktların ortadan kaldırılmasına rağmen, ultra-zayıf elektromanyetik dalgalar aracılığıyla nakil olabileceğini gösterdi.
Günümüzde en kapsamlı biyofizik teori Alma Ata’dan Prof. Inyushin ve Lublin’den Sedlak’ın formüle ettiği biyolojik plazma veya biyoplazma teorisidir. Prof. Sedlak şu şekilde özetliyor:
Biyoplazma kimyasal veya elektronik proseslerin temel maddesidir, aynı zamanda sistemdeki tüm bilgilerin taşıyıcısıdır.
Biyoelektrik bakış açısına göre canlı organizmada bilgi transferi sadece sinir sistemi veya hormonal sistemle sınırlı değildir. Bilgi transferi daha genel, daha seçici, daha etkili ve daha elektromanyetik karakterdedir. Elektromanyetik alanlar plazmayı kontrol eden entitelerdir. Hayatın temeli elektrik partikülleri ve elektromanyetik alanların davranışlarına bağlıdır. (6,7)
Biyoplazma teorisi mistik ve zayıf bir kavram değildir. Birçok elektrofizyolojik deneysel çalışmaların, fizik, biyofizik ve fizyolojik bilgilerin desteklediği bir teoridir. Subsellüler yapılarını organik moleküllerin komplex bir seri kondaktör sistem oluşturduğu biyoelektronik bir ağdan bahsediyoruz. Teori organik moleküler transistor lerin mikrokompüter bir sistem haline geldiği transtör teknolojisi ile uyum içindedir. Lebinitz’in dediği gibi canlı organizma mükemmel bir motordur. Günümüz teknolojisi yalnızca canlı organizmadan öğrenilenlerin bir sonucu gibi gözüküyor.
Biyoplazma enerjisinde enformasyon yalnızca elektronik proseslerle iletilmez, fotonlarla da iletilir, bunun anlamı elektromanyetik radyasyondur. Organik moleküller ve subsellüler yapılar semi kondaktör özelliklere sahiptir. Canlı organizmada sınırsız bir enformasyon transferi ve regülatif fonksiyon özelliği vardır.
Biyoplazma teorisi Popp ve diğerlerinin görüşlerini destekler. Organik hologramların varlığı açıktır. Inyushin’e göre biyoplazma oldukça stabl, kompleks, elektromanyetik alanlar üretir ve üç boyutlu hologramlar ortaya çıkarır.Popp ve Inyushin gibi biyofizikçi bilim adamları akupunkturun biyofiziki düşünce tarzına uygun olduğunu söylemektedirler. Fritz Popp uzman akupunkturculardan öğrendikleri fenomenlerin organik dalga kondaktörleri temeline dayandığını belirtmektedir. Bu yolla meridyen sistemlerindeki enerji dolaşımını ve bunun organlarla olan irtibatını açıklar. Yin ve Yang polariteleri iki tür elektrik ve manyetik tipe uyar, bu olayı biz dalga kondaktörleri fiziğinden biliyoruz.Inyushin Akupunkturun biyofiziki yönleri konusunda geniş çaplı araştırmalar yapmaktadır. Inyushin’e göre akupunktur meridyenleri biyoplazmik bağlantılardır, embiryolojik gelişme esnasında bu bağlantılar daralarak kanallar halini almıştır. Inyushin’in kendi adıyla anılan (Inyushin etkisi) fotobiyolojik etki ile biyoplazma aktivitesi doğrudan ölçülebilmektedir. Akupunktur meridyenleri üzerinden lazerin iletkenliği ile ilgili çalışmalar yapmıştır. Inyushin etkisi yoluyla akupunktur noktaları üzerindeki biyoplazmik aktiviteyi ölçmüştür. Inyushin’in aynı zamanda soft lazer akupunkturu hususunda da birçok çalışmaları vardır.
DNA nın biyomoleküler seviyesinde kendi kendini tamir yeteneği biyofizik temel üzerinden açıklanmaktadır. Örneğin, foto-tamir fenomeni 1930 yılından beri bilinmektedir. DNA nın self tamir yeteneğinin spesifik ışık dalgaları ile stimule edilmesi olayı normal fizyolojik bir durumdur. Bu tür bir açıklama Popp ve Li’nin biyofoton teorisi ile uyumludur. Bu teoriye göre DNA oldukça koherent, geniş bant lazer sistemi şeklinde faaliyet gösterir, bu hadise tüm sellüler proseslerde esas bir rol oynar. Biyomoleküler ve sellüler seviyelerde tamir proseslerinin sevk ve idaresi için muhteşem bir enformasyon kapasitesine sahiptir. (Li 1983)Popp ve Li’nin modeline göre nükleotin segmentlerinin yüksek bir periyodik derecede bulunduğu DNA zincirleri etrafında bulunan biyofoton alanı lazer eşiği üzerindedir. Burada biz yüksek bir koherenze sahibiz, dalga alanı dominanttır ve lokal olmayan etkiler mevcuttur. Bu hadise bize holografiyi işaret eder, organizmanın diğer parçalarıyla foton alanları aracılığıyla kommünikatif bir korrespondans gösterir. Bununla birlikte genlerin lokalize olduğu DNA bölümlerinde bu derece yüksek bir periodisite göremiyoruz. Buradaki biyofoton alanı lazer eşiğinin altındadır, partiküler yapı belirgindir, alan kohorensini kaybeder.Lazer eşiğindeki biyofoton alanı durumuna çok önem verilmektedir. Burada ilk olarak Erwin Schrödinger tarafından tarif edilen özel bir quantum fiziği ile karşı karşıyayız. Bu durumda partiküller ve dalgalar yeni, stabl bir ünite olarak birleşir, dalga paketi adını alır, koherent ve kaofik ünitelerin birleşmesini gösterir. Bu dalga paketleri nispeten stabldır, yani hareket halindelerken veya fotonları emerken yapıları değişmez. Böylece belirsizlik olayı ortadan kalkar. (Popp 1984: 145-146)
Kendi kendine tamir prosesinin fiziki temeline bakacak olursak (DNA’nın) lazer seviyesinde, çok özel bir quantum fiziği işler haldedir. Bu durum dalga alanlarının koherenz yapısını korurken, fotonların emilmesine müsaade ederek fiziki değişikliklere yolaçar. Koherent biyofoton alanının holografik informasyonu, self tamir prosesini başlatan enerjetik interaksiyonları başlatır. Bu modelde biyofoton alanına koherenz derecesi anahtar bir role sahiptir. Biyofoton alanının koherenzini artıran değişik faktörler, biyofoton alanının DNA nın genetik bölümüne tekabül eden kısımda biyofoton alanını lazer seviyesi üzerine çıkarırlar, sonuçta self tamiri başlatırlar. Gerçekten de bu yolla tedavi imkanları sağlanan birçok yöntem vardır.
Biyofoton teorisine göre koherent biyofoton alanı self tamir için gerekli informasyonun taşıyıcısıdır. Bu enformasyon biyofoton alanında holografik hafıza şeklinde depolanır. Bu alana David Bohem’in görüşü açısından bakacak olursak (Bohem 1980) enformasyon biyofoton alanında emre hazır bir şekilde beklemektedir. Bu temelde Bohm’un teorisiyle uyum içinde bir holografik yapıdan bahsedebiliriz. Böyle bir teori biyomoleküler ve sellüler seviyelerdeki self tamiri açıklayabilir.
ECIWO’ların holografik yapılanmaları, bu bakış açısıyla embiryolojik morfogeneziste vukuu bulan holo hareketlerle açıklanabilir. Biyolojik bakımdan iyileşme ve morfogenezis vasıtasıyla gelişen bir restorasyonu ifade eder. Morfogenezis ve iyileşme sistemi paralel seyreder. ECIWO kavramı her ikisini de kapsar, generasyon ve regenerasyon yani biyoholografik yapı morfogenik alandadır.
Biyoenerji ve akupunktur;
Son fiziki görüşlere göre her şey enerjidir, stablkalabilmek için sürekli enerji ihtiyacı vardır.1953 yılında Batı Almanya’dan Dr. Reinhold Voll, eğer organlar enerji üretiyorve tüketiyorsa, sağlığınız akupunktur noktalarıyla etkilenebilen enerjetik bir denge içerisindeyse, modern ekipmanlarla bu enerjiyi ölçmenin ve dengelemenin mümkün olabileceğini varsaydı.Enerji ısı, basınç, kuvvet vb. şeklinde olabilir, değişik yollarla ölçülebilir.
Fakat bunlardan elektromanyetik enerji ossilasyonu fark edilmeyecek derecede zayıftır. Bir elektronik mühendisi ile birlikte Dr. Voll akupunktur nektarlarındaki en zayıf enerji değişimlerini ölçebilen bir cihaz geliştirdi.
Herhangi bir hastalığın gelişimi zamanla olur. Vücudumuz sürekli hastalık yapıcı etkenlerle karşı karşıyadır. Hücre ve hücre muhteviyatı harap olmadan önce organizma birçok patojenle kendi kendine başeder. Ancak çok miktarda hücre harap olduğu zaman vücut ateş, ağrı, bulantı gibi semptomlarla reaksiyon verir. Vücuttaki en küçük bir etkileşim enerjetik değişikliklere yol açar. Bu enerjetik değişiklikler daha başlangıçta elektro akupunkturla ortaya çıkarılabilir. Hastanın hastalığını fark etmeden oldukça önce değişiklikler saptanabilir.
Elektromanyetik güçler : Fizik uzmanlarının bilimsel araştırmaları ile ortaya çıkan sonuçlardan biri, tüm bir evrenin elektromanyetik güçlerle kontrol edildiğidir. Güçler her şeyin şeklinden, hareketlerinden, birbirleriyle ilişkilerinden, fonksiyonlarından sorumludur. Bu olay tüm canlılar, yıldızlar, mineraller, atomlar, nükleer fonomenler için geçerlidir.Elektromanyetik güçler doğru bir şekilde elektronik cihazlarla ölçülebilirler. Bu gözlemlerden hareketle EEG, EKG, EMG gibi teşhis araçları geliştirilmiştir.Elektromanyetik güçler benzer şekilde konsantre hatlar halinde vücut yüzeyinde de kendini gösterirler, sonra derin dokulara, organlara ilerlerler. Bu konsantre hatlar klasik akupunkturda meridyenler, kanallar olarak adlandırılır. Bilim adamlarının çoğu herhangi bir biyolojik olayın bir türden öbürüne bir elektriki değişim şeklinde olduğunu kabul ederler. Yine hepimiz havada görünmez bir şekilde dolaşan radyo ve telefon cihazlarıyla toplanan radyosyonu kabul ediyoruz. Radyonun keşfinden önce bu şekilde görünmez radyasyonun bir enformasyon taşıdığını bize söyleselerdi zor inanırdık. Günümüzde enerjetik patoloji konusunda aynı pozisyondayız. Özetle vücutta bir şeyler yanlış gittiğinde ilk yanlış giden şey elektriksel değişimdir. Yalnızca bu enerjetik değişiklikler vücutta uzun süre devam ederse hastalık o zaman ortaya çıkar.
X-ray, MR gibi konvensiyonel teşhis araçları ancak yapısal değişiklikleri gösterir. Bir doku veya organın enerjetik değişimi önemli kabul edilmez. Alternatif tıpta ise enerjetik parametreler primer öneme sahiptir. Tüm biyolojik olaylar temelde elektriki değişikliklerdir, genellikle iyonik karakterdedirler. Bunlar anormal ise ve uzun süre devam ederse sonuçta yapısal değişiklikler de ortaya çıkar. Eğer patolojik değişiklik enerjetik düzeyde teşhis edilirse, teşhis çok erken konulur, tedavisi daha kolaydır, reverzibldir.
Önceden mevcut olan uzun süreli elektriki değişiklikler sonucu vücutta yapısal değişikliklerin ortaya çıkmasının anlaşılmasıyla, BER teknikleriyle bu enerjetik değişiklikler ölçülmeye başlanmıştır. Elektriksel patolojik değişiklikler önce fonksiyonel bozukluklara yol açar, zaman ilerledikçe fonksiyonel bozukluklar belirginleşmeye başlar, sonunda organik harabiyet başlar.
KAYNAKLAR
1. Schjelderup, Vilhelm : The Principle of Holography “A Key to a Holistic Approach in Medicine”, American Journal of Acupuncture. Vol10, No 2, April-June 1982.
2. “Progress in ECIWO Biology and It’s Applications to Medicine and Argonomy”, Eds T.T. Ang and Shi Yugang, Higher Education Pres, Beijing 1990.
3. Leibnitz G.W. : “Monodialogie”, Reclam, Stuttgart, 1979.
4. Bohm, D : “Wholeness and the Implicate Order”, Routledge and Kegan Paul, London, 1980.
5. Popp, F.A : “Deutungsversuche Zur Akupunktur”, Deutsche Zeitschrift Für Akupunktur, 5/79.
6. Inyushin V.M : “Lazerini Svet 1 Zivoj organizm” (Laser Beams and Organic Resonnaces), Kazakh Stade University Pres, Alma Ata, 1970.
7. Sedlak W : “The Electromagnetic Nature of Life”, Proc II. International Congress of Psychotronics, Monte Carlo, 1975.