Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

AKUPUNKTUR DERGİSİ . CİLT 10 . SAYI 36 . YIL 2000 

NÖRALTERAPİ VE ETKİ MEKANİZMALARI 

Gürbüz Şeref TEMUÇİN (*)

ÖZET

Bu yazıda nöral terapiye genel bir bakışı ve aynı zamanda çalışma mekanizmaları ile vücudun kendi nörovejetatif sistemini kullanmasının nasıl mümkün olabileceğini bulacaksınız. 

SUMMARY

In this paper you will find a general aspect the neural therapy and also what is the mechanisms of this therapy and how can be possible to use the body’s own neurovegetative system.

Nöral terapi terim olarak vücudun kendi nörovejetatif sistemini kullanarak işlev gören gören bir tedavi formunu ifade eder. 

Stimülüs transformasyonları ve bilgi değişiklikleri nörovejetatif sistemde yer almakta ve aşırı stimülüs enerjinin üretimin ve dağılımın engellemekte ve bozmaktadır. Bütün nöral terapötik metotlar ise ya bozulmuş dokuya enerji sağlamakta, ya da enerji bloklarını çözmektedir.

Lokal anestezik kullanılarak yapılan nöral terapi ise Ferdinand Huneke M.D ve Walter Huneke M.D tarafından geliştirilmiş önemli bir nöralterapötik tedavi formudur. 

1928 yılında Dr. Ferdinand ve Dr. Walter Huneke, eklem araştırmaları ile ilgili bir yazılarını “Anestetiklerin Bilinmeyen Uzak Etkileri” başlığı altında yayınlamışlardır ve bu rastlantısal bulgularını bir tedavi metodu olarak geliştirmişlerdir.

Huneke Metodu’na göre nöral terapi iki temel mekanizma ile çalışmaktadır. Bunlardan birincisi segmental mekanizmadır. Burada rahatsızlığın uzandığı segmente yapılan anestezik enjeksiyonu ve bu segmentin spinal kord ile olan bağlantısı esastır. İkincisi ise rahatsızlık sahasının (bozucu alan) ortadan kaldırılmasıdır. Bu bölgeye yapılan enjeksiyon semptomların aniden eliminasyonu ile sonuçlanır (Flash Fenomeni=Anında etki).

Segment tedavisi segmentin bütün kısımlarının, segmentin içindeki önemli proseslere karşı, uniform bir bütün olarak rol oynaması ile ilgilidir. Stimulus sipnal kord yolu ile periferden, respectif segmentle asosiye olmuş organa ulaşır (cutivisceral refleks yol), ya da organdan spinal kord yolu ile diğer organa ulaşır (viscerovisceral refleks yol).

Bütün nörovejetatif sistem fonksiyonları humoral, selüler, nerval ve hormonal düzenleyici mekanizmaların aralarındaki ayarlamalar sonucu sistemdeki reaksiyonlara katılımı ile ilişkilidir. Bu mekanizmaların sadece birinde oluşacak herhangi bir bozukluk bütün sistemin fonksiyonel düzensizliği ile sonuçlanacaktır. Yani hastalık yalnızca bir organı değil, bütün vücudu etkileyecektir. Bozuk segmental dokuya lokal anestetik ile yapılan nöral terapi yalnızca patolojik refleks yolları kesmekle kalmaz, aynı zamanda bozuk hücre membranını doğru potansiyele repolarize ederek, vejetatif fonksiyonları normal hale getirmeye de yarar.

Vücudun herhangi bir yerindeki önceden geçirilmiş veya halihazırdaki lokal irritasyon (inflamatuvar, kimyasal, fiziksel veya travmatik olabilir), patolojik bir saha (bozucu alan) haline gelebilir ve nörovejetatif sistemi bozarak diğer vücut fonksiyonlarının bazılarında da rahatsızlığa neden olabilir. Bu sahaya lokal anestetikle uygulanan nöral tedavi bu etkiyi azaltabilir ve semptomlarda ani bir düşüş gözlenebilir (Flash Fenomeni). Bu bozucu sahalar sıklıkla kafa bölgesinde, özellikle de diş, tonsil ve paranasal sinüslerde lokalizedir.

Yaşam sadece madde ile sınırlanmış değil, aynı zamanda enerji ile de bağlantılıdır. Bir zarın normal şartlarda, dinlenme durumunda dış tarafta pozitif, iç tarafında negatif yükü vardır. Bir uyarılma söz konusu olduğunda zarın sodyum iyonlarına olan geçirgenliği birden artınca sodyum iyonları o kadar ani ve hızlı olarak iç tarafa akarlar ki, dış ve iç yüzeyler arası potansiyel farkı yok olur ve hatta iç yüzde dış yüze oranla daha fazla bir pozitif yük toplanır ve bu halde normal dinlenim potansiyeli ortadan kalkar (depolarizasyon). Bu durumda potasyum iyonları hücreyi terk etmiş ve sodyum iyonları da hücre içine girmiş durumdadır. 

Normal şartlar altında depolarizasyonun oluşundan hemen sonra zarın porları sodyum iyonlarına karşı geçirgenliğini yeniden kaybeder. Bu durumda potasyum iyonları hücreye geri döner ve sodyum iyonları hücreyi terk eder ve hücre membranı tekrar impermeabl hale gelir. Böylece normal dinlenim potansiyeli geri gelmiştir (Repolarizasyon).

Normalde hücrenin içerdiği potansiyel 40-90 milivolt kadardır ve bu potansiyel her stimülüs ile düşer (Depolarizasyon) ve hemen ardından gerekli enerji oksijen metabolizmasından sağlanmak suretiyle hücre yeniden şarj olur (Repolarizasyon). 

Bütün bunlarla birlikte son derece kuvvetli bir stimülüs veya birçok kümülatif stimülüsler sonrasında (kimyasal, fiziksel veya travmatik) hücre yeniden repolarize olmayı başaramaz. Sürekli depolarize olmuş ve bu nedenle zayıflamış veya hastalanmış hücre, aktivitelerini daha fazla entegre edemez ve fonksiyonlarını sürdüremez. Organların konjenital olarak güçsüzlüğü veya hastalıklar nedeni ile bozulmuş hale gelmesi, elektrik impulslara uyumsuzluk göstermesine neden olur.

Sürekli depolarize olmuş hücrenin membran potansiyeli sıfır milivolta kadar düşmüştür. Bu durumda nöral terapi için kullanılan lokal anestetik, içerdiği yaklaşık 290 milivoltluk gücü ile hücreyi hiperpolarize eder. Enjeksiyonlar tekrarlandığında her tekrar, hücre normal potansiyeli olan 40-90 mV.u depolayana kadar, hücrede bir miktar potansiyel bırakır.

Nöral terapötik ajanın bozulmuş sahaya gelmesi ve içerdiği yüksek potansiyeli ile bozulmuş hücre membran potansiyelini repolarize etmesi, böylece stabilizasyonunu sağlaması, yalnızca nörovejetatif sistemdeki düzensizliği ortadan kaldırmakla kalmaz, aynı zamanda nöral, humoral, selüler ve hormonal etkinliği de restore eder. 

SONUÇ

Sonuç olarak görülmektedir ki, enjeksiyonların tekrarlanması neticesinde organizmanın repolarizasyon kabiliyeti ve kendiliğinden gerekli potansiyelde kalabilme yeteneği gelişmekte ve bu da rahatsızlığın giderilmesinde önemli ölçüde rol oynamaktadır.

KAYNAKLAR

1. Dosch P: Lehrbuch der Neuraltherapie nach der Huneke. 5’th edition, Karl F. Haug Publisers.

2. Guyton A,C: Textbook of Medical Physiology. W. B. Sounders Company, Philedelphia, London, Toronto, 1976.

3. Pischinger A: Physikalishe Medizin und Rehabilitation. Vol. 9/1, 1968.

4. Yenson, M: İnsan Biyokimyası. 1981.

 Ana Sayfa